Siz Hangi Şirketi Tutuyorsunuz?

Kanada’nın tanınmış havayolu şirketi WestJet’in çalışanları, “WestJet’te Çalışıyoruz” demez. Çünkü o zaman yaptıkları şey bir iş haline gelir. Kendilerine WestJetter derler. Bu bir kimliktir. Kurumsal aidiyet duygunuz yoksa şirket logolu tişörtü sadece uyurken ya da evinizi badana yaparken giyersiniz. Aidiyet duygunuz varsa şirketinizin promosyon ürünlerini bile herkesin önünde ve gururla en değer verdiğiniz yerlerde taşırsınız.” Diyor Simon Sinek ünlü kitabı “Leaders Eat Last: Why Some Teams Pull Together And Others Don’t.”’da.

Şirketiniz ile gurur duyuyor musunuz? Tüm çalışma arkadaşlarınız da aynı şekilde şirketleri ile gurur duyuyor mudur? Gurur duyulan, kimliğe dönüşen bir şirket olmanın sırrı ne?

“Kimliğe dönüşen neler var hayatımızda?” diye sordum kendime. Futbol takımları, doğulan, yaşanılan şehirler, aileler, okullar vb. gibi örnekler geldi aklıma. Fenerbahçe’liyim, Galatasaray’lıyım, Beşiktaş’lıyım deriz, ODTÜ’lüyüm, Boğaziçi’liyim, Çukurova’lıyım deriz ya da Ankaralı’yım, Mersin’liyim, Trabzon’luyum deriz ve bunları demek hoşumuza gider. Hepsinin ortak özelliği insanın ait olmak istediği, övündüğü, gurur duyduğu; her yerde söylemek, anlatmak istediği bir kültürü temsil etmeleridir.

Şirketlerde ise ne zaman aidiyet, çalışan motivasyonu konuşulsa; ücretler gündeme geliyor. Ücret elbette ki önemli ama ücretin miktarından çok ücretin adaleti, eşitliği, hakkaniyetli olması önemli. Ücretle ilgili çoğunluğun esas beklentisi; insani yaşama koşullarının altında olmaması, şirketlerde aynı işi yapanların aynı ücreti alması, kişilerin çalışmalarının ücretsel karşılığının rasyonel bir sisteme göre belirlenmesi. O zaman burada asıl beklentinin yüksek bir ücret miktarından ziyade sağlıklı bir ücret kültürü olduğunu söylemek mümkün. Oysa genelde yapılan tüm çalışmalar ve düzenlemeler ücretin miktarına odaklı. Peki ücret miktarının artması ücret kültüründe adaleti, “eşit işe eşit ücret”i ya da hakkaniyeti sağlar mı? Ne dersiniz? Sağlamazsa sadece ücret miktarını arttırmak kurumsal aidiyeti sağlar mı?

Yukarıda saydığım gurur duyulan, aidiyet duyulan hiçbir futbol takımı, şehir ya da okul (ve saymadığım daha niceleri) size ücret vermez, hatta siz gidersiniz oranın yaşaması ve parçası olmak için elinizden gelen tüm maddi ve manevi katkıyı yaparsınız. Formalarını alırsınız, işinizi o şehirde kurarsınız, okulunuzun derneğine destek olursunuz. Neden? Çünkü bu yerler size paranın verebileceğinin ötesinde bazı değerleri verir. Huzur verir, güven verir, saygı, itibar verir, bilgi, arkadaşlık, mutluluk gibi daha onlarca insani değeri yaşamanızı sağlarlar hayatınızda.

Şöyle bir düşündüğünüzde; şirketiniz tüm paydaşları için hangi değerleri temsil ediyor? Hangi değerleri yaşamalarını sağlıyor? Müşterileriniz için güven ve kalite mi demeksiniz? Çalışanlarınız için başarılı bir marka ve sürekli gelişimi mi temsil ediyorsunuz? Toplumda saygınlık ve çevre duyarlılığı denilince akıllara siz mi geliyorsunuz? Daha onlarca olumlu değer sayabilirim şirketlerin temsil ettiği ve etmesi gerektiği.

Bir düşünsenize eğer tüm paydaşlar için böylesine değerlerin sağlayıcısı bir şirketseniz kim sizden vazgeçer? Neden vazgeçsin ki?

Elbette böyle bir kültürü oluşturmak ciddi bir emek istiyor. Tabi ki kolay değil. Kolay değil ama mümkün. Önemli olan da mümkün olması. Zaten hayatta gerçek anlamda değerli ve güzel olan ne kolay ki? Başlangıç noktası, kültürün en az iyi bir ürün, geniş bir pazar, ya da başarılı bir iş modeli kadar; şirketlerin sürdürülebilirliği ve başarısı için önemli ve vazgeçilmez olduğunu kabul etmek.

Sonra mevcut durumu gerçekçi, objektif bir değerlendirme yöntemi ile tespit etmek. Ve mevcut durumdan daha da sağlıklı, tercih edilen, aidiyet duygusu yaratan bir kurum kültürüne doğru hızlı bir şekilde dönüşüm çalışmalarına başlamak.

Yeni yılın kültür yılı olmasını diliyor ve sağlıklı, mutlu, başarılı bir 2018 diliyorum…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir